Yıkıcı bir narenciye hastalığı ile savaş : HLB

Kaynak : https://www.wur.nl/en/longread/fight-against-devastating-citrus-disease

Yazar : Dr. Lina Russ

Çok yıkıcı bir bakteri hastalığı, dünya çapındaki portakal, limon ve mandarin yetiştiriciliğini tehdit ediyor. Narenciye bahçeleri harap olurken Wageningen araştırmacıları, bakterinin DNA’sını anlamaya çalışarak ağaçları kurtarmaya çalışıyor.

Florida’da araba  plakalarının merkezinde belirgin bir şekilde portakal meyvesi görülebilir. Bu eyalet, narenciye yetiştiriciliği ile ayrılamaz bir şekilde bağlantılıdır. Florida’da onbinlerce hektar tarım alanında portakal yetiştirilir ve 2021 yılı verilerine göre 30.000 çalışanı ve 7 milyar dolarlık değeri ile çok önemli bir sektördür.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde portakal ve diğer turunçgillerin yetiştiriciliği çökmüş durumda. 2006 yılı ile kıyaslandığında Florida’nın toplam üretimi %90 azalmış durumda. Hüzünlü bir genç çiftçi, yerel bir televizyon kanalına verdiği röportajda “Geçtiğimiz birkaç yıl içinde; yılda 150 milyon kutu portakaldan 10 milyon kutuya düştük. Buradan her geçtiğimde, terk edilmiş başka bir meyve bahçesi görüyorum.” diye de ekledi.

Narenciye üretimindeki düşüş tek bir sebebe bağlı değil, ama en büyük sebep, “Citrus greening disease” denen HLB hastalığı.

Bahçenizde HLB gördüğünüz zaman, verimde %70 ile %80 arasında verim kaybı bekleyebilirsiniz.

Jan van der Wolf


Jan van der Wolf ; HLB konusunda Wageningen’de 2020 yılından, emekli olduğu Nisan 2025 yılına kadar çalışmış bir bakteriyologdur. Kendisi ve ekibi, bu narenciye hastalığının ardındaki bakteriyi daha iyi anlamayı hedefliyor.

Yellow dragon – 黃龍 – Sarı Ejderha

HLB, Çincede “Sarı Ejderha hastalığı” anlamına gelen  huánglóngbìng kelimesinin kısaltmasıdır. Çinli çiftçiler, bu hastalık ile 19.yy’da karşılaştı. Çin, şu ana kadar 100 milyondan fazla enfekte narenciye ağacını imha etti; Brezilya’da ise 56 milyondan fazlası kesildi. Van der Wolf ve arkadaşları, hastalıktan çok kötü etkilenmiş olan Etiyopya’daki meslektaşları ile ortak çalışmalar yürütüyor. HLB henüz Avrupa’da görülmemiş olabilir ancak Güney Avrupadaki ciddi narenciye üreticisi olan İspanya ve İtalya’da ciddi bir endişe olduğunu söyleyebiliriz.1  

“HLB hastalığının simptomlarının görünmesi yıllar sürebilir.”

Continue reading “Yıkıcı bir narenciye hastalığı ile savaş : HLB”

Tohumlarda Çimlenme Mekanizması ve Dormansi

Bir bitkide çimlenme mekanizmasının anlaşılabilmesi için öncelikle tohumun yapısal özelliklerinin ve içerisinde gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların bilinmesi gerekir. Bu reaksiyonların başlayabilmesi ise tohumun belirli fizyolojik süreçlerden geçmesine bağlıdır. Bu süreçler; dormansinin kırılması, su alımıyla metabolizmanın yeniden aktive olması ve embriyonun büyümeye hazırlanması gibi önemli olayları kapsar.


Dormansi, çok basit olarak; su, oksijen ya da sıcaklık gibi etmenler yeterli olsa da tohumların çimlenmemesi durumudur.

Çimlenme sürecinin ilk basamağı, dormansinin kırılmasıdır. Dormansiyi ortadan kaldırmak için bazı durumlarda yalnızca su yeterli olmayabilir; ışık, sıcaklık değişimleri ve hatta mekanik müdahaleler de bu süreci tetikleyebilir. Dormansi halinden çimlenmeye geçiş, endojen ABA (absisik asit) ve GA (giberellik asit) hormonları tarafından kontrol edilir. ABA dormansinin sürdürülmesini teşvik ederken, GA çimlenmeyi desteklemektedir (Zhao et al., 2024).

Dormansi her ne kadar halk arasında ‘uyku hali’ olarak tanımlansa da bu ifade tam olarak doğru değildir. Dormansi iki temel şekilde görülmektedir: primer dormansi ve sekonder dormansi. Primer dormansi, tohumun olumsuz koşullar nedeniyle fizyolojik çimlenme süreçlerini başlatamaması durumudur. Sekonder dormanside ise çevresel koşullar uygun görünse bile potansiyel risklerin varlığı tohumu yeniden dormansiye yönlendirebilir. Bu mekanizma tohum açısından evrimsel bir avantaj sağlar; çünkü çimlenme başladıktan sonra geri dönüş mümkün değildir ve bu karar son derece hassas bir şekilde düzenlenir.

Continue reading “Tohumlarda Çimlenme Mekanizması ve Dormansi”

Bitki Sağlığında Sürdürülebilirlik ve Döngüsel Ekonomi: HMKÜ Bitki Sağlığı Kliniği Örneği

HMKÜ Bitki Sağlığı Kliniği Uygulama ve Araştırma Merkezi, Müdürü Prof. Dr. Şener Kurt tarafından “Döngüsel Ekonomi, Atık Yönetimi ve Sürdürülebilirlik Sempozyumu (DASS-2025)” kapsamında “Bitki Sağlığında Sürdürülebilirlik ve Döngüsel Ekonomi: HMKÜ Bitki Sağlığı Kliniği Örneği” başlıklı sunum ile tanıtıldı.

Continue reading “Bitki Sağlığında Sürdürülebilirlik ve Döngüsel Ekonomi: HMKÜ Bitki Sağlığı Kliniği Örneği”

Mikoriza

Mikoriza nedir?

Mikoriza tanımı; Fungusların, bitki kökleri ile kurdukları simbiyotik yaşam biçiminin genel adıdır. Yani “mikoriza” taksonomik bir birim değil, bir yaşam biçiminin adıdır. Yeryüzündeki bitki yaşamının ve ekosistemlerin varlığı için mikorizalar hayatidir. Yüksek bitkilerin %70 ila %90’ı mikorizal ilişkiden yararlanır.

Dünyadaki neredeyse tüm bitkiler mikorizal mantarlarla simbiyoz oluşturur. Bu mantarlar gezegenin evrim tarihini değiştirmiştir.

Bu ilişkiler, 475 milyon yıldan fazla bir süredir yeryüzündeki yaşamı şekillendirmiştir.

Bu karşılıklı yarar sağlayan ilişki olmasaydı, ne Mikorizal funguslar ne de bitkiler tarım yapılmayan birçok ortamda hayatta kalamazlardı.

Mikoriza neden önemlidir?

Toprak, dünyadaki en karmaşık ekosistemlerden biridir, ve mikorizal funguslar hayatta kalmak için besin maddesi “alışverişi” (trade) yapmak zorundadır. Hayvanlar hangi besin maddelerine ihtiyaçları olduğunun tespit ve eksikliklerin ifasında merkezi sinir sistemlerini karar alıcı olarak kullanırlar, ancak mikorizal sistemler bu alışverişi bir merkezi beyine ihtiyaç duymayacak şekilde evrilmişlerdir.

Bitkilerin iyi büyümesi için, her bir bitkinin türüne ve büyüme aşamasına bağlı olarak çeşitli miktarlarda çok çeşitli besin maddelerine ihtiyaç vardır. Topraktan alınan üç temel besin maddesi genellikle azot, fosfor ve potasyumdur. Çoğu bahçe toprağı, sağlıklı bitki büyümesini desteklemek için yeterli miktarda bu besin maddelerini içerir. Mikorizalar, kök sisteminin uzantıları olarak işlev görerek bitkinin emilim alanını büyük ölçüde artırır.

Fosfor, doğal topraklarda genellikle çok az bulunur. Fosfor çözünmez formlarda bulunduğunda, bir bitkinin fosfor ihtiyacını kendi başına karşılaması için geniş bir kök sistemi gerekir. Bu nedenle, mikorizaların tarım yapılmayan topraklarda bu elementi toplamada çok önemli olduğu düşünülmektedir.

Fosfor bakımından zengin gübreler, ekili topraklarda yaygın olarak kullanılır ve bu faaliyetin gerekliliğini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda mikorizaları da bastırdığı düşünülür. Bu nedenle, mikorizal mantarlarla birlikte fosfor bakımından zengin gübreler kullanmamak en iyisidir.

Continue reading “Mikoriza”

Kısıntılı Sulama (Limited irrigation)

Amaç : Bu yazının amacı tarım profesyoneli olmayan okuyucuda “sulama” konusunun ne kadar derin, ne kadar önemli olduğu fikrinin oluşturulması ile birlikte kısıntılı sulama kavramının tanıtılmasıdır. Çünkü “sulama” sadece bir “kelime” değil, oldukça karmaşık bir optimizasyon ve mühendislik uygulamasıdır.

Photo by Photo By: Kaboompics.com on Pexels.com

Çiftçi, diğer müteşebbisler gibi -sadece- kar maksimizasyonuna çalışan bir profesyonel değildir. Çiftçi; toprağını, iklimini, bitkisini iyi tanımak ve yaptığı insan besleme faaliyetini sürdürülebilir yapmak zorundadır, çünkü kullandığı kaynaklar kısıtlıdır ve yapacağı yanlış uygulamalar pratikte bu kaynakların geri dönüşsüz biçimde hepimiz tarafından kaybedilmesi ile sonuçlanır.

Bu yazımızda, şimdiki adıyla Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Türkiye’de Yetiştirilen Kültür Bitkileri İçin Kısıntılı Sulama Rehberi adlı eserin kısa ama gerekli bir tanıtımını yapacağız.

Tanım : Kısıntılı sulama, farklı düzeylerde su eksikliği ve bitki veriminin azalmasına izin verilerek yapılan bir optimizasyon yaklaşımıdır. Sulamada kullanılan birim m³ suyun sağladığı verim artışı, getirdiği net gelir ve çevresel etkilerinin de bilimsel olarak her yöre ve bitki için bilinmesi zorunludur.

Bitki fizyolojisini bilmek

Kısıntılı sulama yapabilmek için bitkilerin fizyolojik dönemlerini bilmek gerekir.

  1. Çimlenme ve Fide dönemi : Tohum su alıp şişer, enzimler aktive olur, kök ve sürgün çıkışı gerçekleşir. Çimlenme döneminde su kritiktir, kısıtlama yapılamaz.
  2. Vejetatif büyüme dönemi : Bu dönem yaprak gövde ve kök gelişiminin gerçekleştiği dönemdir. Yaprak alanı genişler, fotosentez kapasitesi artar, kökler toprakta gelişip yayılır. Bu dönemde su çok önemli olsa da erken vejetatif dönemde su stresi çoğu bitki için telafi edilebilirdir. Ancak su miktarı çok az tutulursa kök gelişimi sınırlanır.
  3. Tomurcuklanma ve Çiçeklenme : Bitkiler bu aşamada generatif organ geliştirirler. Çiçek tomurcukları açılır, polenler oluşur. Bu dönemdeki bir su eksikliği çok yüksek verim kayıplarına yol açar, su kısıntısı kesinlikle tavsiye edilmez. Tomurcuklanma ve çiçeklenme evresindeki su eksikliği sonucu çiçeklenme senkronu bozulur, çiçek dökülmesi artar, polen canlılığı düşer.
  4. Meyve tutumu / Dane bağlama dönemi : Bu dönemde döllenme sonrası meyve veya dane embriyosu oluşur. Tahmin edebileceğiniz üzere bu dönemde su kısıntısına gidilmez.
  5. Meyve / Dane gelişimi : Fotosentez ürünleri depo edilir, meyve irileşir. Su, hem fotosentez hem de besin taşınımı için gereklidir. Üzüm ve Domates gibi bazı ürünlere kısıntı yapılabilir, hatta yapılması tavsiye edilebilir. Ancak genel olarak yine kısıntı önerilmez.
  6. Olgunlaşma ve Hasada yaklaşma : Bu aşamada bitkinin su ihtiyacı azalır, depolanan ürün olgunlaşır. Bu dönemde aşırı sulama kalite düşüşüne yol açar. Uygun bir su kısıntısı tavsiye edilir.

Genel olarak vejetatif büyüme dönemi sonları (generatife geçmeden önce) ve hasada yakın dönemlerde yapılabilecek su kısıntıları verimde ciddi kayıplara yol açmadan mahsül eldesine yardımcı olabilir.

Kuraklık sorununun çözümü elbette sadece kısıntılı sulama ile bulunamaz. Bölge uygun ürün ve çeşitler yetiştirmek, kuraklığa dayanıklı, daha az su isteyen çeşitler yetiştirmek, topraktaki suyu koruyabilmek ve yağmur suyu hasadı gibi ihmal edilen su kaynaklarının değerlendirilmesi de önemlidir.

Continue reading “Kısıntılı Sulama (Limited irrigation)”

Biberde (Polyphagotarsonemus latus)’nun Oluşturduğu Zarar Şekli

Yazar : Serhat Özkan

Şekil 1. 0 Biber yaprağında saman akarının tipik zararı.

Akarların böceklerden farklı bir yaşam evreleri vardır. Bilindiği üzere, yaygın olarak görülen böceklerde “holometabola ve hemimetabola” görülmektedir. Holometabola (tambaşkalaşım): Yumurta, larva, pupa ve ergin dönem şeklinde bir yaşam döngüsü vardır. Bir diğeri ise Hemimetabola (yarıbaşkalaşım) olarak adlandırılır. Yumurta, nimf ve ergin şeklinde yaşam döngüleri vardır. Akarlarda ise daha farklı bir yaşam döngüsü görülür bu yumurta, larva ve ergin şeklindedir. Akarlar yumurtadan çıktıklarında ergine benzerdirler fakat üç çift bacağa sahiptirler, larva döneminin sonuna geldiklerinde dördüncü çift bacak çıkar ve erginle aynı görünüşe sahip olurlar.

USDA Polyphagotarsonemus latus female, lateral view, photo Eric Erbe & R. Ochoa
Continue reading “Biberde (Polyphagotarsonemus latus)’nun Oluşturduğu Zarar Şekli”

Kültürel Mücadele

Nedir?

Bitki koruma disiplininde bitkileri hastalıklara, zararlılara, abiyotik etkenlere ve yabancı otların yol açacağı zararlara karşı korumak için çeşitli yöntemler vardır. Bunlar şunlardır;

Fiziksel mücadele, Mekanik mücadele, Kültürel mücadele, Biyolojik mücadele, Biyoteknik mücadele ve kesinlikle en son ve dikkatli kullanılması gereken Kimyasal mücadeledir. Günümüzde “Entegre Mücadele (IPM) tabir edilen kombine bir yöntem benimsenmiştir. Bu yazımızda Kültürel mücadelenin ne olduğu, gerek amatör gerek profesyonel çiftçiler tarafından nasıl kullanılabileceği üzerinde duracağız.

Kültürel mücadele adeta bir koruyucu halk hekimliği gibi, zararlı-hastalık-yabancı ot ortaya çıkmadan önce alınan tedbirleri içeren; insana ve doğaya en az zarar veren yöntemlerden biridir. Peki bu yöntemler nelerdir? Tohum ve yer seçimi, ekim ve dikim zamanı ile şekli, bakım, besleme, hasat ve muhafaza koşullarının hastalık ve zararlı baskısını en aza indirecek şekilde ayarlanmasını sağlayan yöntemlerdir.

Neden Önemlidir?

Kültürel mücadele, çevre ve insan sağlığı üzerinde en az risk oluşturan zirai mücadele yöntemlerinden biridir. Sürdürülebilir tarım için bitkisel üretimde entegre mücadelenin yaygınlaştırılması ve hatalı kimyasal kullanımdan kaynaklanan kalıntı sorununun önlenmesi açısından büyük önem taşır. Ayrıca, bitki sağlığı çalışmalarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve ülkemizin köklü tarım kültürünü canlı tutmak için gereklidir. Yeterli, sağlıklı ve sürdürülebilir bitkisel üretim gerçekleştirmek için hastalık, zararlı ve yabancı otlardan kaynaklanan risklerin başarılı bir şekilde yönetilmesi kültürel mücadele ile mümkün olmaktadır.

Genel öneriler

Tohum ve Yer Seçimi: İlk ve en önemli yöntemdir. Uygun iklimde, uygun toprağa, uygun zamanda, bölgede sık görülebilen hastalık, zararlı ve yabancı otlara dayanıklı çeşit yetiştirmekle başlanır. Ayrıca temiz tohumluk kullanmak, yabancı ot tohumlarının tarlaya bulaşmasını engeller.

Continue reading “Kültürel Mücadele”

Bir Protein Kaynağı Olarak: Domates Yaprağı

Kaynak : https://www.wur.nl/en/news-wur/show-home/extracting-protein-from-tomato-leaves-promising-but-still-not-that-simple.htm

Yazar : Prof. Dr. İr. Luisa Trindade

Domates yaprakları ilginç bir şekilde %27 gibi çok yüksek bir oranda proteine sahiptir. Bu da domates yapraklarını ilginç bir protein kaynağı yapıyor, hele de bitkisel proteinlere olan talep artmışken. Marietheres Kleuter tarafından yapılan bir doktora çalışması gösterdi ki, domates yapraklarının değerli bir hammaddeye dönüşmesi için hala aşması gereken engeller var.

Doktorant Kleuter ” Domatesteki proteinin büyük çoğunluğu Rubisco, Rubisco bitkinin havadaki CO2’i tutabilmesini sağlayan önemli bir fotosentez enzimi. Teoride bu proteini tofu gibi bir yemeğe dönüştürebilirsiniz. Ancak proteini ekstrakte ederken, klorofil sebebiyle proteinin rengi yeşil kaldı ve insanların yeşil renkli bir proteine hazır olmadığını düşünüyorum, ama shake tarzı içeceklerde ya da besin takviyesi olarak kullanılırsa renk daha az sorun olur.”

Yapraklardaki hücre duvarları fiziksel bariyer oluşturarak proteinin çıkarılmasını zorlaştırır. Yapraklar yaşlandıkça hücre duvarlarının bileşimi de değişir, bu da yapraklardan elde edilecek protein verimini azaltıyor.

Kleuter

Yapraklar yaşlandıkça protein yapıdaki Rubisco enzimi yıkıma uğrar, Kleuter’in çalışmasında bu yıkımdan sorumlu iki gen susturuldu (turned off) ve protein yıkımı neredeyse yetişme periyodunun sonuna kadar duraklatıldı.

Kleuter’in araştırması, Wageningen Üniversitesi ve Araştırma bünyesinde yeni bitkisel protein kaynakları bulmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı çalışmalarla bağlantılıdır. Bu tür protein bitkileri, küresel nüfusun artmaya devam etmesi ve mevcut hayvansal protein kullanımının sürdürülebilir olmaması nedeniyle hayati önem taşımaktadır.

Continue reading “Bir Protein Kaynağı Olarak: Domates Yaprağı”

Herbaryum nedir ve nasıl yapılır?

Herbaryum, teşhis kriterlerini kaybetmemiş, yeterli olgunlukta ve tüm aksamlarının tam olduğundan emin olunan bitkilerin, iki plaka arasında baskı yapılarak kurutulmuş örnekleri ve vejetatif organlarıdır.

Şekil 1.0 Vicia sativa L. herbaryumu.

Herbaryum neden yapılır: bitkileri mevsime bağımlı kalmadan inceleyebilmek, ihtiyaç duyulan zamanlarda görebilmek, uzun yıllar saklayabilmek ve teşhis yapabilmek amacıyla bitkilerin herbaryumu yapılmaktadır.

Herbaryum yapılırken gerekli olan malzemeler; bitkinin büyüklüğüne bağlı olarak seçilmiş 35×50 boyutlarında düz tahta baskılar, verileri kaydetmek için not defteri, kalemler, kurutma kağıtları (ekonomik olması açısından gazete de tercih edilebilir), bitkileri topraktan sökebilmek için çapa, kazma veya bıçak, dikenli bitkiler için eldivenler.

Continue reading “Herbaryum nedir ve nasıl yapılır?”

Mısır (Zea mays L.) Yetiştiriciliği Nasıl Yapılır?

Mısır, sıcak iklim bitkisidir. Çimlenmesi için gerekli minimum toprak sıcaklığı yaklaşık 10 °C’dir. Bitki için ideal sıcaklık 25-30 °C olurken, 35 °C’nin üzerindeki sıcaklıklarda ise döllenme neredeyse durma noktasına gelir.

Ekimin yapılabilmesi için mevsim sıcaklıklarının mısır bitkisine uygun seviyelere geldiğinden emin olunmalıdır. Çünkü bölgeden bölgeye değişen mevsim olayları ekim şartlarını değiştirmektedir. Çiftçiler yıllardır kazandıkları tecrübeleriyle kendileri için en uygun zamanı belirleseler de sürekli değişen mevsim, plansız bir yağmurun yağması gibi faktörler zamanın kaymasına neden olabilir. Ekimin yapılması gereken zamandan daha erken veya daha geç yapılması halinde ekim sürecinin farklı izlenmesi gerekmektedir.

Photo by Onur Burak Aku0131n on Pexels.com

Bütün şartların normal olduğunu varsayarsak, ekim için en uygun çeşit belirlenir ve hazırlıklara başlanır. Bu süreçte maksimum verim elde etmek için kaliteli, yüksek verim açısından geliştirilmiş ve saflık derecesi yüksek sertifikalı tohumluklar kullanılmalıdır. Doğru bir tohum seçiminin ardından ekim yapılacak mibzer makinesinin uygunluğu büyük bir önem teşkil eder, bu süreçte yenilikçi teknolojileri olan ve hata oranı düşük makineler tercih edilmelidir.

Ekim sırasında gübreleme ve tohumlama beraber yapılacağından gübrenin, toprağın şartlarına ve besin ihtiyacına göre belirlenerek tohum yatağının 3-5 cm altına banda uygulama şeklinde NPK 20-20-20 gübrelemesi veya mikro granül gübreler tercih edilebilir. Doğru bir gübre seçimi sonucu direkt olarak etkileyeceğinden dikkatli olunmalıdır.

Photo by Nicolas Veithen on Pexels.com

Tohumlar için ekim derinliği ortalama 5 cm olarak kabul edilir fakat bu tarlanın nem oranına bağlıdır, ekim sürecinde tohumların tav çizgisinde olması gerektiğinden, nem oranına göre tav çizgisi değişmektedir. Çünkü tav çizgisi çimlenmeyi doğrudan etkiler. İyi bir çimlenme için tav çizgisi belirlenerek toprağın, tohumların yüzey alanlarıyla mümkün olduğunca iyi temas etmesi sağlanır. Ekim derinliğini belirlerken nem oranı yüksek ise 4 cm’ye kadar ekilebilir eğer nem oranı düşük ise 6-7 cm’ye kadar çıkabilmektedir. 6-7 cm’ye ekim, genellikle derin ekim olarak nitelendirilir. Derin ekim yapılacaksa dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bunlar; toprağın tekstürü, toprağın nem tutma kapasitesi, ilk sulamanın ne zaman yapılacağı gibi durumlar gözetilmelidir.

Bütün bu ekim sürecindeki temel sebep, ilk ekilen tohum ile son ekilen tohumun eş zamanlı bir şekilde çıkış yapmasını sağlamak veya bu farkı minimuma indirmektir. Eğer herhangi bir, iki tohum arasında çıkış farkı olursa birbirleri üzerinde gölgeleme yaparak gelişim farklılıklarının oluşmasına sebep olabilirler bu da verimde ciddi kayıplara sebep olmaktadır. Özetle bütün tohumlar eş zamanlı bir şekilde çıkış yapmalıdır ki yüksek verim elde edilebilsin.

Photo by Hatice Nou011fman on Pexels.com

Leave a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.